Öcalan devlet izniyle konuşurken…
HaberTürk
Tulin DALOĞLU
http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=3078
SON günlerde, Tayip Erdoğan ve Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununa ilişkin açıklayacakları yol haritaları memleketin gündemini işgal ediyor. Doğrusu, bir Başbakan ile bir terör örgütü liderinin aynı cümlede yer alıyor olması dahi bana rahatsızlık veriyor. Ancak “devletin” onayı olmadan böyle bir cümlenin kurulabilmesinin dahi mümkün olmadığını tespit etmemiz gerekiyor.
Türk “devleti,” son on yıldır Öcalan’ı “bilerek” bu sorunun bir parçası olarak tutmaya ve “konuşturmaya” devam ediyor. Parmaklıklar arkasında olup da özgür dünyayla bu kadar çok iletişim kurabilen bir başka terörist dünyada yok.
Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan ilk saldırıyı düzenleyen Mısırlı şeyh Ömer Abdal Rahmanın avukatı Lynne Stevvart’ın başına gelenleri hatırlamak gerekir. Avukat, Nevv York cezaevinde müvekkiliyle yaptığı görüşmeden sonra ondan bir mesajı taraftarlarına aktardığı gerekçesiyle 2005 yılında yargılandı. Stewart, 18 ay hapis yattı ve avukatlık lisansını ömür boyu kaybetti.
Parmaklıklar arkasında olan birinin özgür dünyayla iletişimi serbest değildir. AKP hükümeti göreve gelmeden önce de Öcalan avukatları aracılığı ile demeçler veriyordu. Hatta, MHP’nin koalisyon ortağı olduğu dönemde de hal böyleydi. Sayın Devlet Bahçeli bugünün gidişatına “itiraz” ediyor. Ama iktidarda olduğu dönemde Öcalan’ın avukatları aracılığı ile yaptığı demeçlere sınırlama getirecek tedbirleri aldırmak için bir girişim başlatmamıştı.
Velhasıl, Öcalan’ın konuşmasına izin veriliyorsa devletin bir bildiği var diye düşünmemiz gerekiyor. Eğer devlet, Öcalan’ı, Kürt sorununa taraf görmese, parmaklıklar arkasındaki terör örgütü lideri önceden belirlediği bir tarihte plan sunamaz!
Kürt sorunu, karmaşık bir davadır. Çözümü ise ekonomik veya kültürel değil, siyasidir. Çünkü Kürtler çözümü “siyasi” arenada görüyorlar.
Erdoğan’ın, Hamas’ı sandıktan çıktı diye muhatap kabul ederken, TBMM çatısı altında DTP milletvekilleriyle görüşmüyor olması manidardır. Bu duruş, Öcalan’ı, Türkiye’de Kürtlerin temsilcisi olarak daha da ön plana çıkartmıştır. Halbuki Ahmet Türk daha isabetli bir isim olurdu.
Amerikalı bir yetkili, Saddam Hüseyin’in, 1974’te Kürtlere otonomi vermek üzere görüşmeler başlattığını ancak Kerkük üzerinde anlaşamadıkları için bu sürecin sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Bu dönemde İran Şahı Pehlevi de Kürtlere destek vermiş ama Bağdat, “Kürtlere desteğini çek, Şatt-ül Arab’ı al demişti.” Tahran, tercihini “topraktan” yana yapmıştı.
Erdoğan’ın “çözüm formülünün” böylesi bir açılımı kapsaması ise “imkânsız.” Kapsamalı mı, o da ayrıca tartışma konusu. Bildiğim, geçen hafta VVashington’u ziyaret eden üst düzey Iraklı bir yetkiliyle yaptığım sohbetten kafama takılan iki açıklama. Bu üst düzey yetkili, Türkiye’nin “Kürt sorununu çözmesi için maksimum 1-2 senesi kaldığı” kanaatinde. ABD Başkanı Obama, Amerikan askerlerinin tamamının 2011 sonunda Irak’tan çekilmiş olacaklarını söylüyor.
İstanbul’da, Amerikalılarla Sünni Iraklı direnişçileri bir araya getiren toplantıyı ülkesinin “iç işlerine” doğrudan müdahale olarak tanımlayan bu üst düzey yetkili, “Ben de Bağdat’a PKK’nın üst düzey kadrosunu getirip konuşsam, ne dersiniz?” diye soruyor. Şu günlerde, Irak’ın içişlerine karışanının bolluğundan bu karşılaştırmanın haliyle doğru gözükmediğini söyledim. Ama ilişkilere yeni bir kara kedi girdiği aşikâr…
Categories: HaberTürk