Amerika ve Türkiye arasında hukuk anlayışı farkı
HaberTürk
Tülin DALOĞLU
http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=2945
ON yıldır Washington’da gazetecilik yapıyorum. Sanırım, Kongre’deki oturumları izlemek en haz aldığım tecrübelerimin başında geliyor. Geçen hafta da, Senato Adalet Komisyonu’nda Başkan Obama’nın Yüksek Mahkeme üyeliğine aday gösterdiği ilk Latin kökenli hukukçu Sonia Sotomayor’un onanması için düzenlenen oturum, dört gün boyunca, saatlerce televizyon başına bağladı beni.
Türkiye’de hâkim ve savcıların tayinlerine ilişkin yaz kararnamesi ve Ergenekon savcılarının da bir şekilde değiştirilme olasılığı gündemi meşgul ederken, Sotomayor’u izlemeye adadığım vaktin de anlamı kendiliğinden ortaya çıkıverdi. Her iki ülkede de muhalif kanadın kaygısı, yargıç ve hâkimlerin hukukun üstünlüğünü koruyabilecek iradeye sahip ve kendi önyargılarından arınarak “tarafsız” karar verme kabiliyetlerinin olup olmadığında düğümleniyor.
Örneğin, Cumhuriyetçiler, Başkan Obama’nın, bir yargıçta aradığı en önemli unsurlardan birinin davalıların pozisyonlarına “empati” ile yaklaşabilme kabiliyeti olduğunu söylemesine tepkililer. Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin tarihindeki üçüncü kadın üye olması muhtemel Sotomayor geçmiş yıllarda bir toplantıda “akıllı bir Latino, (önüne gelen davalarla ilgili) beyaz bir erkekten daha az bilgisi de olsa daha isabetli karar verir,” dediği için kimileri bu endişelerini “ırkçılık” ithamına kadar vardırdı.
Sotomayor, bu sözlerinden çark etti. Kendini ifade ederken kelimeleri kötü seçtiğini teslim etti. Özür diledi. Hatta üstü kapalı Obama’nın beklentisiyle hukuki gerekçelerle örtüşmediğini belirtti. Cumhuriyetçi Parti’den Senatör Lindsay Graham, “Bu özürü içtenlikle söylediğinize inanıyorum. Kabul ediyorum,” dedi. Melodram kabilinden bir sahneydi. Ama Cumhuriyetçiler laf olsun diye geri adım da atmadılar.
Sotomayor’un, 17 yıllık kariyer siciline bakıldığında kararlarını hukukun belirlediği kurallar içerisinde verdiğinin kesin şekilde ortaya çıkmasıyla itirazlar sustu. Mesela Sotomayor’un dahil olduğu üç kişilik bir kurulun geçen ocak ayında verdiği karara itiraz edildi. Kurul bireylerin kendilerini savunma amaçlı olarak evlerinde silah bulundurmalarına izin veren anayasal maddeyi eyaletlerin bağlayıcı kabul etmeme haklarının olduğuna hükmetti.
Sotomayor, 100 yılı aşkın bir süre önce Yüksek Mahkeme’nin verdiği bir kararı (Presserv. Illinois) izlemek zorunda olduğunu; Yüksek Mahkeme tarafından geçersiz kılınmadıkça bu kararların bugün de bağlayıcı olmayı sürdürdüğünü söyleyerek kararın gerekçesini açıkladı.
Sotomayor, laf kalabalığı yapan Cumhuriyetçilerin iddia ettiği gibi “eylemci” bir yargıç değil. Aksine hukukun “matematiksel mantığının” içinde hareket etmekte. Liberal bir yargıcın yerine geleceği için de kürtaj gibi bu ülkenin hassas konularında Yüksek Mahkeme’nin aritmetiğini değiştirmeyecek. Neticede, Senato’nun, Sotomayor’un adaylığını önümüzdeki bir-iki hafta içinde onaylaması bekleniyor.
Amerikan Anayasası yazıldığı günden bu yana geçerliliğini sürdürürken, Türkiye’de Cumhuriyetin ilk Anayasası değişeli hani oldu. 1982 Askeri Anayasası üzerinde de en az 80 değişiklik yapıldı. Tabir yerindeyse metnin omurgası bozuldu. Kompozisyonun bütünlüğünü sağlamak için yeniden elden geçirilmesi şart. Askerlerin sivil yargı önüne çıkmasını sağlayacak değişiklik bu bütünlüğü sağlama adına birşey ifade etmiyor.
Türk adaletinin, mihenk taşı yerinden oynamış gibi duruyor. Hâkim ve savcıların giderek partizanlaşan kamplarda karşımıza çıktıkları kaygısı belirginleşiyor. Amerika örneği ile de farkımız burada keskinleşiyor.
Categories: HaberTürk