tdaloglu@yahoo.com

Kelime haznemiz azaldıkça

http://www.hasturktv.com/arsiv/1054.htm

George Orwell’in meşhur eseri, 1984, geçenlerde yine karşıma çıktı. Biliyorsunuz, bu kitap, totaliter ve/ya diktatör rejimleri eleştiriyi hedefliyordu. Kitabın ana karakteri, hükümet, “Büyük Abi” diye tanımlanmıştı. Bu “Büyük Abi”nin sistematik planlarından birisi insanların kullandığı kelime sayısını indirgemekti. Bunun da gerekçesi, insan ne kadar az kelime bilirse, o kadar sınırlı düşünebilir diyerek sunulmuştu. Dar düşünce kalıplarına hapsolmuş insanların da gerçek anlamda “güç” merkezi olabilmelerinin imkansızlığı işleniyordu.

İlginçtir, Amerikalı dil bilimciler, Orwell’in bu vizyonunu – insanların – baskı altında olmaksızın yeni yüzyılda kendiliklerinden hayata geçirdiklerini savunuyorlar. Çalışmalara göre sizin-benim gibi sıradan vatandaşların kelime haznesi her yıl yüzde 1 oranında azalıyormuş. Bir kişi, günlük ihtiyaçlarının – neredeyse tamamını – toplam 400 kelimede izah edebilir hale gelmiş. İngilizce’de de 450bini aşkın kelime olduğunu hesaba katarsak, kelimelerin bizleri ne kadar meşgul edebildiğini siz hesaplayın.

Siyaset de haliyle aynı kısır döngü içinde kalıyor. Mesela Amerika’da yarın kritik Kongre seçimleri var. Birileri bozuk plak gibi tutturmuş, İsrail, Obama’ya bu seçimde siyaseten zarar verebilmek için yerleşim birimlerine dair olan morotoryumun süresini uzatmadı diye. Sanki Amerikalı sandığa gittiğinde “İsrail” aklında olucakmış gibi. İnsanların günlük yaşamlarını idame ettirebilmeleri ile ilgili – başta ekonomik sorunlar olmak üzere – düşünecek onca başka meseleleri varken, niye İsrail diyerek sandığa oy vermeye gidebilecekleri düşünülüyor, anlayabilmek, zor.

Amerikan Yahudi Komitesi’nin, geçen ay yayınladığı kamuoyu yoklaması sonuçlarına bakıldığında – doğru – bu ülkedeki Yahudilerin, Obama’ya desteğinde azalma var. Amerikalı Yahudiler, Başkanları Barack Obama’yı 2009’da yüzde 79 gibi ciddi bir çoğunlukla onaylarlarken, bugün bu oran yüzde 51’e gerilemiş durumda. Tabii şu da var: Amerika genelinde Obama’nın sunduğu “değişim projesine” olan inançta bir azalma var. Ama Amerikalı Yahudiler – ezici çoğunlukta – liberal görüşte oldukları için “Çay Partisi” gibi akımlara destek vermiyorlar. Obama’ya eskisi gibi sıcak bakmayanların da – oylarını – yarınki seçimde, Cumhuriyetçi partinin temsilcilerine kaydırdıklarını gösterir bir veri yok. Daha kestirmeden söylemek gerekirse, Yahudilerin, Demokratlara olan geleneksel desteği aynen devam ediyor…

Türkiye’de de – son dönemlerde – İsrail’in seçim malzemesi olarak kullanıldığı argümanları hakim. Kim, hangi Türk, veya nüfusun yüzde kaçı, kendisini doğrudan alakadar eden, işini-aşını ilgilendiren meseleleri bırakıp – Başbakan’a – İsrail’le ilişkilerde izlediği politika yüzünden oy vermeye karar verir, bilemedim. Ama bununla birlikte, Türkiye’de, siyasi arenada gözlemlediğim açmazların sürmesi halinde ve AKP’nin üçüncü kez tek başına iktidar olması durumunda, Yahudi devleti ile ilişkilerin iyiden iyiye pamuk ipliğine bağlanacağından, eminim.

Dahası, İsrail’le ilişkilerde yaşanan sorunların – tüm sorumluluğunu – Erdoğan’da bulmanın da yanlış olduğu kanaatindeyim. Başbakan, siyasi İslamın ideolojisine bağlı olduğu için alenen Hamas’ın tarafını tutmakta. Her işte “halkın dediği olur” diyen Erdoğan’ın, niyeyse, Hamas olunca istisna yapacağı tutuyor. Halbuki, dünyaca meşhur Pew kamuoyu araştırma şirketi şubat ayında yayınladığı raporda, Türk halkının yüzde 3’ünün Hamas’ı desteklediğini saptamıştı. Hiç bir hükümet de yüzde 3’ten aldığı destekle bir politika tutturamaz…

Erdoğan ise İsrail – Filistin meselesinde “adalet” yerini bulmuyor dediği için kitleyi arkasına alıyor. Orwell’e geri dönecek olursak – bütün mesele – aslında tek kelimede sınırlandırılıyor. Belki işin daha da çarpıcı tarafı, İsrail ve Filistin arasında; ve hatta İsrail ve Müslüman dünyası arasında “adalet” mevzuunda giderek belirginleşen bir farklılaşma var. Olduğunuz tarafa göre, sanki, ne bu kelimenin ötesine geçilebiliyor ne de tasviri yapılmaya çalışıldığında karşı tarafın da gözünden meseleye yaklaşılabiliyor.

O nedenle, Türkiye’de, AKP’ye karşıt olan kesimlerin de İsrail mevzu bahis olduğunda, Erdoğan’ın, Yahudi devletine karşı hiç bir dengeyi gözetmeksizin – kilit ve sınırlı kelimelerle sergilediği aşırı sert çıkışları karşısında sessiz kalmaları – devletler arası ikili ilişkilerde ve halklar arası bağlarda çok daha derin bir sorunun olduğuna işaret ediyor…

Categories: HasTürk