tdaloglu@yahoo.com

Davutoğlu’nun ettikleri

http://www.hasturktv.com/arsiv/975.htm

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağzından, kaç defa, Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihinin en iyi dönemini yaşadığını ve bu ilişkilerde olmayan problemleri gazetecilerin var gibi göstermeye çalıştıklarını işittiğimizin sayısını, karıştırdım. Türk medyası, İran ile ilişkilerde anlaşılan hiç itiraz etmiyor ki Davutoğlu, kimseye sitem etme ihtiyacı duymadan, sadece ve sadece,  Tahran’la ikili ilişkilerin, yine tarihi perspektifte bakıldığında, altın çağını yaşadığını övünçle anlatıyor. Ve Davutoğlu, fırsat buldukça, Türkiye’nin, birbirleri ile küs ve sürekli ateşli bir kapışma eşiğinde gezinen bu iki ülkenin – Amerika ve İran’ın – arasında kalmadığını savunuyor. Amerikalıların, Henry Kissenger diyerek yücelttikleri; Türk elitinin, akademik geçmişine, tek kelimeyle – aşık – olduğu Davutoğlu, gönlü çekmese de bu ara bu ikilinin arasında “sıkışmış” durumda. Hem de fena. Çok fena.

Amerika, Türkiye de dahil Avrupa kıtasının olası bir İran saldırısına karşı “füze kalkanı” ile korunması hususunda kararlı. Konu, NATO Savunma ve Dışişleri Bakanları toplantısında geçen hafta ele alındı. Ankara kararını verebilmiş olsaydı, Washington kocaman bir “ohh” çekecekti. Aksine, Amerikalılar, saçlarını çektiler. Çünkü Davutoğlu, Amerikalıların, bu savunma projesini, İran’ı tehdit olarak algıladığı için inşa etme ihtiyacını öngörmesine itiraz ediyor. “Biz çevremizdeki hiçbir komşumuzdan bir tehdit algılaması içinde değiliz,” diyen Davutoğlu, “Sanki füze savaşları başlıyor, Türkiye de  bir füze kalkanına evsahipliği yapacak. Böyle bir durum söz konusu değil. Konu sadece ilkesel bazda ele alınıyor. Uzun dönemde bir savunma sistemi oluşturulacaksa, bu NATO’nun bütün üye ülkelerini kapsayıcı ve onlara aynı güvenliği sağlayıcı olmalıdır. Hiç bir ülke tehdit gibi gösterilmemelidir,” diyerek lafını tamamlıyor.

Böyle bir açıklamaya ne demek lazım, bilinmez. Öncelikle, görüşmelerin içeriğine tam olarak hakim değiliz. Ancak duyduklarımız üzerinden  değerlendirmelerimizi yapabiliyoruz. Şöyle ki: Ankara, kimseyi tehdit olarak algılamıyorsa, böylesine yüklü maliyetli bir askeri savunma projesini, musriflik olsun diye mi hala değerlendirmede tutuyor, anlayabilmek kolay değil. Türkiye dışında – hangi – NATO üyesinin, İran’ı tehdit olarak görmediği de ayrı bir muamma. Fransa’nın, projenin teknik detayları ile ilgili bazı itirazları olduğu biliniyor. Ama, Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy, İran konusunda, şu anda, Amerika’dan daha şahin.

Tabii, şu da var: Türkiye, kendisini, bölgesinde mutlak güvende hissediyorsa, illa ki de bu projenin bir parçası olması gerekmiyor. Hem, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Ekim 2008’de, Washington’un etkin düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü’nde yaptığı bir konuşmada, silahlanmaya harcanan paraya karşı hayli sitemkar ifadelerde bulunmuştu. Bu paralarla, “dünyada açlık sorununun sonu gelir” demişti. İşte, Erdoğan’a, söylediği gibi davranması için koca bir fırsat…

Dahası, Başbakan, geçtiğimiz hafta, Pakistan’da, öyle açıklamalarda bulundu ki, Amerika ile füze kalkanı konusunda artık daha fazla söze ihtiyaç yok gibi geldi. Mesela, Erdoğan, Türkiye, İran ve Pakistan’ın terör mağduru olduğunu ve gizli güçlerin bölgede terör örgütlerinin faaliyetlerini desteklediğini söyledi. Bu, “gizli güçler,” genelde, Amerika, Avrupa ve İsrail olmak üzere emperyalist güçlerle özdeşleşmiş batı ittifakını ima eden bir şifre olarak kullanılıyor. İlginçtir, İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad da – aynı günlerde – Lübnan’da benzeri bir taktik izledi. O da Amerika ve İsrail’e çattı durdu. Ya Erdoğan’la bire bir aynı fikirdeler, ya da aynı nüfusun liderliğine talip ve yarış içindeler.

Bütün bu söylenilenlere rağmen ise Amerikalılar, Ankara’yı, NATO’nun, gelecek ay, devlet başkanları düzeyinde yapılacak zirveye kadar daha hala ikna etmeye çalışacaklarını söylüyorlar. Diyelim ki emekleri boşa çıkmadı. İran, bu kararı, dostane mi karşılar? Veya tersini düşünün ve Ankara’nın, Amerika’ya, “başka kapıya” diye yol verdiğini farz edin. Washington, bunu, sıradan bir karar gibi hemen yutkunur mu? Olası halde, Türkiye’nin, NATO üyeliği sorguya açılır mı?

Hani, Ortadoğu, barış ve güvenliğin egemen olduğu bir coğrafya olsa, “Amaaan, ne olursa olsun,” diyip, geçelim. Ama değil. O zaman, Türkiye’nin, geleneksel ittifakları dışında bir arayışa girmişcesine bu – dolu dizgin – atılımcı politikasının vakti mi; sırası mı? Kafamıza taş yağacak diye beklemiyorum, ama sözüm ona akıllı geçinenlerden Rabbim bizi korusun, şansımızı bol etsin diye duayı eksik etmiyorum. Ve de katlanılabilir kılabilmek için olanları hafif – gırgıra – vurmayı da…

Categories: HasTürk