tdaloglu@yahoo.com

Tavla mı, satranç mı?

HaberTürk

Tülin Daloğlu

http://haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=4200

LİBERAL Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker, “Bizde tavla, Batılıda satranç kültürü var. Dış politika gibi konularda Batılı satranç kültüründen geldiği için 20 hamle sonrasını düşüne düşüne hareket ediyor, bizde Allah kerim, at zarı ne gelirse zihniyetiyle işlerimizi idame ediyoruz” diyor. Toker’in bu serzenişi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Türkiye’nin komşuları ile “sıfır problem” ilkesine yönelik.

Polonya’nın Krakow kentindeki eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın da katıldığı, Türkiye’nin batı ile ilişkilerini değerlendirdiğimiz bir toplantıda birlikte konuşmacıydık. Konuşmacılar genelde AKP’nin dış politikasını destekliyordu. İngiliz savunma uzmanlarından Bill Parks, “AKP olmasa, Türkiye’de hangi parti Ortadoğu’da Türkiye’nin ihtiyacı olan açılımı yapabilir?” diye sordu mesela. Ben ise Türkiye’nin batı ile ilişkilerini NATO üyeliği ve AB tam üyelik müzakereleri ile eş tutarak, her ikisinden de Ankara’nın vazgeçme niyetinin olmadığını savundum.

Washington’da etkin bir kesim Türkiye Batıdan kopuyor yaygarası koparırken, konunun böylesi basitleştirilmiş bir üslupla tartışılmasına karşıyım. Ama Türkiye’nin İran ve Rusya ile ilişkilerinde ciddi bir sınavdan geçeceğinin de altını çizerek. Nitekim üst düzey Amerikalı bir diplomat bana “Türkiye, benim üzerim çamur tutmaz derse yanlış yapar. İyi niyet diplomasisinin de sınırları var” demişti.

Reel politika açısından ABD’nin, Türkiye’ye kapsamlı bir füzesavar satışına karar vermesini işte bu şablon üzerinde değerlendirmeye almakta fayda var. Keza Amerikan başkentinde yapılan perde arkası konuşmalar bölgedeki güç dengelerinin yeniden oluşturulmasına odaklı.

Barack Obama’nın Türkiye ziyaretinin vurgularından biri Batının memleketimizi laik düzeniyle birlikte kendi tarafında tutma kararlılığıydı. Toker’in lafına dönersek; ABD’nin, Türkiye’ye füzesavar satmaya karar verdiğinin duyulması ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun -aynı tarihlerde- Tahran’ı davetli olarak ziyaret etmesi tesadüfi olamaz.

Dahası bu satış gerçekleştiği takdirde ABD’nin, Türkiye’ye, soğuk savaş yıllarında Avrupa’yı Sovyetler’den koruduğu gibi şimdi de İran’dan koruma görevi verdiği sonucu çıkartılabilir. Ancak Batının İran’ı her daim düşman olarak görme arzusu taşımadığının da altını çizelim. Katıldığım pek çok özel sohbette Türkiye ve İran’ı birlikte Batıya demirlemenin hedef olduğunu dinledim. Ama bu iş kolay değil.

Bugüne kadar Türk tarafı İran konusunda hayli muğlak bir tavır sergilemişti. Başbakan Erdoğan, Washington’a yaptığı son ziyarette adeta İran’ın nükleer silah programını savunmuş; şubat ayında Brüksel’e yaptığı bir ziyarette de Nabucco boru hattına İran’ın gaz vermesine karşı çıkanlara “buyrun soğukta oturun” isterseniz demeye getirmişti.

Davutoğlu’nun, Türkiye’nin komşuları ile “sıfır problem” hayali hoş gözükse de Türkiye’nin, küresel ekonomik kriz nedeniyle askeri harcamalarını kısmayı hedeflediği bir dönemde ABD’den belki de en pahalı askeri silah alımını gerçekleştirmesi hesapsız olamaz. Terör örgütü PKK’nın bugüne kadar kullandığı silahlara bakarak, bu füzesavar sisteminin PKK’yla mücadele için alındığını ise dilerim kimse iddia etmez. Dolayısıyla ABD, Davutoğlu’nun bu romantik söylemine noktayı koymuşa benziyor. Bakalım gelişmeler ileriki günlerde neler gösterecek.

Categories: HaberTürk