tdaloglu@yahoo.com

Açılımı açalım

HaberTürk

Tülin Daloğlu

http://haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=3531

Kürt açılımının şifrelerini anlamaya çalışırken Başbakan TayipErdoğan’dan gelen açıklamalarda dikkatimi çeken üç başlık var. Başbakan, demokratik açılım kavgası verdiklerini; Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde askeri, siyasi, diplomatik problemlerin yanı sıra ekonomik sorunların olduğunu; ve iktidarları döneminde bu bölgeye 13,5 milyar lira yatırım yaptıklarını söylüyor. Etnik veya dini milliyetçiliğe de karşı olduğunu belirten Erdoğan’ın, “çözüm” anlayışında “ekonomik kalkınmanın” egemen olduğu izlenimi doğuyor.

Eğer Başbakan bu sorunu bertaraf etmenin yolunun bölge vatandaşının refahını yükseltmekten geçtiği kanaatindeyse, Çin gibi ekonomik kalkınmayı ve fakirlikle mücadeleyi “saplantı” haline getirerek başarı elde etmiş ülkelere bakabilir.

Dünya Bankası verilerine göre Çin’in kırsal kesiminde 1978’de yüzde 31 olan fakirlik oranı, 2000 yılına varıldığında yüzde 3’e düşmüş. Gerçi Çin’in başlangıç noktası hayli aşağılarda olduğu için memleketimizle bir tutmak istemiyorum.

Hem bu ülkede, Türkiye’de yaşananın aksine, “ayrılıkçı” eğilim gösteren bölgelerde yaşayan halk “iç göç” ile bastırılmaya çalışılır. Bu durum yalnız Uygur Türkleri için değil, Tibet’te yaşayan yerel halk için de geçerlidir.

Çin’le farklılıklarımız bununla da sınırlı değildir. Asya Kalkınma Bankası, 1 Temmuz’da, Sincan’da yaşanan son olaylar öncesinde bu bölgenin kalkınması için 100 milyar dolar değerinde bir krediyi onayladı. Türkiye’de ise mesela “doğrudan” Doğu ve Güneydoğu’nun kalkındırılması için Dünya Bankası’ndan bir kredi alınması düşünülemez. Türk hükümetleri
böylesi bir dış yardımı hiçbir zaman olumlu görmemiştir. Bunlara “art niyetli” projeler olarak bakılır. Tabii, Afrika’nın yıllardır yapılan dış yardımlara rağmen geldiği noktaya bakarsak böylesi bir yardıma hiç ihtiyaç olmadığını da söyleyebiliriz.

Ancak şu var ki Irak’taki Kürt bölgesi ekonomik kalkınma trendini “pozitif” istikamette devam ettirdiği müddetçe Kürtlerin kendilerini yönetmeleri halinde daha fazla refah içinde yaşayabildikleri sonucu çıkarılacaktır. Onlardaki tabii kaynak zenginliğinden doğacak varlığı, sınırın Türk tarafında yaşayanların ağırlıklı mal alım-satımına bağlı bir ekonomiyle denklemesi ise zordur.

Dünya Bankası, Latin Amerika ülkelerinin ekonomilerinin yüzde 90’ının böyle yürüdüğünü söyler. Ama bu iş, iş değildir. Böylesi ticaret, yeni iş olanakları yaratmaz; çalışanına, geleceğinin güvenlik altında olduğuna dair bir his veremez. Dolayısıyla buralara akan paranın da bereketi olmaz.

Özetle, Başbakan, bir karar vermeden önce bu bölgeye akan paraların neden,niçin ve nereden kaçtığının adını isabetli koymalıdır. Türkiye elbette
kendi formülünü kendi bulacaktır, ama Latin Amerika veya Afrika ülkelerinde sonuçsuz kalan bir dolu kalkınma projesi ardından anlatılan bir fıkra vardır:  Hükümet, fakir bir köye bir heyet gönderir. Amaç, burayı hızla kalkındırmaktır. Yetkililer, köylülere neyle geçindiklerini sorarlar.Köylülerde, biz vejetaryeniz, sebze yetiştiririz derler. Heyet, merkeze döner ve bu köyde “tavuk çiftliği” kurulmasına karar verir.

Ne yazık ki Türkiye’de de bu çiftliklerden bir hayli kuruldu. Bir daha yinelenirse iyice huzurumuz kaçacak diye kaygılanıyorum. Umarım Başbakan, hepimizin geleceğini ilgilendiren bu açılımı en kısa zamanda kamuoyu ile samimiyetle paylaşır. Hep birlikte tam olarak neden bahsettiğimizi anlar ve çözülmeden, kır(ıl)madan, birlik yolunda, konuşarak, uzlaşarak yürümeye başlarız. Vakit geldi ve hatta geçmekte bile…

Categories: HaberTürk