tdaloglu@yahoo.com

Lübnan hükümetinin anahtarı Şam’da…

HaberTürk

Tülin Daloğlu

http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=3234

“Genel anlamda Ortadoğu’da oynadığı rolün ve öneminin bilincinde olan Türkiye, Lübnan’ın istikrar ve güvenliğine olduğu gibi yeniden yapılanmasına da aktif olarak katkıda bulunmaktadır,” diye yazıyordu Ahmet Davutoğlu.
Türk Dışişleri Bakanı’nın, geçen hafta, Beyrut’a yaptığı ziyaret sırasında bu ülkenin etkin gazetelerinden The Daily Star’da yayınlanan makalesi dikkat çekiciydi. Bir gün öncesinde ise Amerikan Başkanı Barack Obama, bu ülkenin egemenliğini aşındırma çabasında olan kişi ve kurumlara yönelik olarak belli ekonomik yaptırımları mümkün kılan bir kararname yayınladı. Bu kararnamenin hedeflediği adres ise “Suriye” idi.

Lübnan’da uluslararası gözlemcilerin şahitliğinde iki ay önce yapılan
seçimleri Saad Hariri kazanmasına rağmen hükümeti kuramıyor. Washington’daki kaynaklarım, Hariri’nin, Suriye’nin yoğun baskısı altında olduğunu; ilk olarak Şam’ı ziyaret etmesi için bastırıldığını söylüyorlar.

Hariri seçmeni, baba Refik Hariri’nin suikastından Suriye’yi sorumlu tutarken, oğul Saad Hariri’nin böylesi bir ziyaret yapması ancak “siyasi intihar” olur kanaati hakim. Anlaşılan, Hariri’nin de böyle bir niyeti olmadığı için hükümet kurma çabaları bir sonuca varmıyor. Suriye, Hizbullah üzerinde etkisini kullanıyor.

Dahası, Hizbullah’ın kontrolünde bulunan Güney Lübnan’da iki hafta önce
patlayan silah deposu – en hafif ifadeyle – kaygı yarattı. Bu patlama, 2006
yılında İsrail-Lübnan savaşını sona erdiren Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi’nin (BMGK) 1701 nolu kararının açıkça ihlal edildiğini ortaya çıkardı.
Bu karar doğrultusunda oluşturulan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü
UNIFIL’e Türkiye de katkıda bulunuyor. O nedenle, Hizbullah’ın bu ihlalinin
Ankara’yı kaygılandırdığını varsayabiliriz.

Böyle bir ortamda Davutoğlu, bölge ülkeleri ile ilişkilerde “abartılı” bir dil
kullanıyor. Milliyet gazetesi Ankara temsilcisi Fikret Bila, Davutoğlu’nun
“Suriye ile iki devlet, bir hükümet modeli” öngördüğünü yazıyordu.
Bila, Davutoğlu’nun, Şam’la olan ilişkileri “mükemmel” olarak tasvir
ettiğini anlatıyordu. Ortak kabine toplantısı düzenlemekten bahsediyordu.
Ulusal çıkarların “ortak tanımlar” altında bütünleştirilmesine mesajlar
gönderiliyordu.

Suriye ile iddia edildiği kadar bir yakın münasebet oluştu ise Davutoğlu’nun,
kendisini ilk olarak Lübnan’da hükümet kurma çalışmalarında ispatlaması
gerekecek. Keza Lübnan hükümetinin anahtarı Şam’da…Aksi halde, Türkiye
büyük konuşan ama icrada en yakınım dediğine dahi sözünü geçiremeyen bir
ülke konumuna düşecek. Böyle bir durumun da Türkiye’ye bölgede prestij
getireceğini düşünmemek gerekir.

Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin, Ortadoğu’da “aktif” çalışmalarından rahatsız değiller. Kimsenin, Ankara’yı rencide edecek, alındıracak bir açıklama yapma arzusu yok. Bush’lu yıllarda ne olduysa, bu yeni yönetimde tam aksi yapılıyor. Davutoğlu’nun, Suriye ile ilgili anlattığı yakınlaşma formülü “abartılı” ve “tehlikeli”görülürken, bu kaygıları “yazılmak üzere” dile getirecek yetkili bulmak mümkün değil.

Hariri suikastıyla Şam Büyükelçisini çeken Amerika’nın, bu başkente yeni
bir atama yapması gündemde olmakla birlikte, Suriye’nin Lübnan’ı bir kez daha hükümet kurma çalışmalarında “felç” etmesine ise çok toleranslı bakılmıyor. Ve anladığım kadarıyla Ankara, Ortadoğu’da ne kadar etkin olduğunu ileri sürse de Washington açısından bölge politikalarında iddia ettiği kadar etkin bir oyuncu olarak kabul görmüyor.

 

 

 

Categories: HaberTürk