tdaloglu@yahoo.com

Anayasa’yı değiştirirken

http://haberturk.com/yazarlar/512442-anayasayi-degistirirken

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan‘ın dile getirdiği gibi Türkiye’nin Amerikanvari bir başkanlık sistemine geçiş yapacağına ihtimal dahi veremiyorum. Ancak Erdoğan‘ın, Amerikan sistemine yanlış nedenlerle sevdalı olabileceği kanaatindeyim. Başbakan’ın, geçtiğimiz cuma günü ulusa sesleniş konuşmasında tekrarladığı gibi Anayasa değişiklik paketinin Meclis’ten onaylanmadığı takdirde referanduma gideceği ve bu seçeneğe itirazı olanları da “milletle iletişimi kesmiş olanlar” diyerek tanımlaması üzerinden karşılaştırmaya başlayalım.

Amerikan anayasasına yapılan nadir değişikliklerin hiçbiri referandum yoluyla gerçekleşmemiştir. Çünkü Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, James Madison gibi bu ülkenin kurucu liderleri, anayasal değişiklikler söz konusu olduğunda sistemi referandum seçeneğine kapalı kurgulamışlardır. Nasıl biz, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyorsak, Amerika’nın kurucu liderleri de anayasalarına “Biz, halk” diyerek başlamışlardır. Milleti bu kadar baş tacı edenlerin anayasal değişikliklere neden referandum yolunu açmadıkları ise “temsiliyetçi bir cumhuriyet” ilkesine olan inançlarında gizlidir.

Zira bu kurucu liderler, halkın oyuyla seçilen vekillere hayli sorumluluk yüklemişlerdir. Bunların başında Amerika’nın “kontrol ve dengeler” ilkesini hemen sıralamak gerekiyor. Çünkü Amerikan sisteminin özünde Kongre, Amerikan Başkanı’nın yetkilerinden daha üstün haklara sahiptir. Bakmayın Başkan Obama‘nın da şimdilerde bu güç dengesini kendi lehine bozmuş gibi görünmesine. Sistem özden uzaklaşmıştır. Hata riskleri artmıştır. Zira Bush döneminde sisteme dair sanırım en büyük kaza yaşanmıştır. Kongre, Amerikan Başkanı’na savaş kararı için “açık çek” vererek, böylesi bir kararda Anayasal sorumluluğundan feragat etmiştir. Bunun da bilinmesi gerekir.

Başbakan Erdoğan‘ın, Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini önerirken, buradaki sistemin de içinde bulunduğu kaotik durumu anlamak gerekiyor. Eğer ki Amerika’nın kurucu liderlerinin öngördüğü gibi yasama-yürütme ve yargı arasında erklerin denginin sağlanabileceği ve Meclis’in daha etkin çalışabileceği bir değişimden bahsediyorsak, harika. Ama teklif ettiğimiz anayasa değişiklik paketini Meclis onaylamazsa referanduma gideriz diyen bir düşüncenin böyle bir değişimden bahsettiğini düşünemiyorum.

Başbakan, Amerikan sistemini önerdiği için hatırlatıyorum: Burada, ya federal hükümeti temsil eden Kongre’nin üçte ikisinin sağladığı çoğunluk veya mevcut 50 eyaletin Kongre’sinin dörtte üçünün “evet” demesiyle Anayasal değişiklik mümkün olabiliyor. Bununla birlikte, eyaletler bazında yapılacak hukuki değişikliklerde referandumun sıkça başvurulan bir yöntem olduğunu da söylemek lazım. Sonuçları ise karışık. Kaliforniya’da 1978’de emlak vergisinin düşük tutulması üzerine yapılan referandum neticesi bugün devlet okullarının bütçesinde daralma yaşandığından şikâyet ediliyor mesela.

Neticede mükemmel sistem olmadığı gibi referandumun da artıları-eksileri tartışılır. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin bazıları ortak bir anayasada uzlaşmak için referanduma gitmeye karar verdiklerinde  yaşanan karmaşayı hatırlayın. Ancak madem ki Amerika diyoruz, buradaki vekiller anayasal değişiklik için son sözü söylüyorlar. Bizim memleketin nüfus oranı ve Meclis’teki sandalye sayısı ile kıyasladığımızda da biz daha temsiliyetçi bir cumhuriyet olarak gözüküyoruz. Madem Başkanlık sistemine talibiz, Başbakan neden milletvekillerinin son sözü söylemelerine şerh koyuyor, anlamadım bunu ben. Siz, ne diyorsunuz?

Categories: HaberTürk