tdaloglu@yahoo.com

Nereye gidiyoruz?

http://haberturk.com/yazarlar/509192-nereye-gidiyoruz

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan‘ın  geçen hafta Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak üzere   Washington’a yaptığı ziyaret bir kez daha gösterdi ki Türkiye ve Amerika bu görüşmelerde ele   aldıkları iki temel konuda da anlaşamıyor. Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ile  İran’ın nükleer silah programına nasıl mani olunacağı meselelerinden bahsediyorum. Ancak  görüşmeler sonrasında aklımda kalan belki en çarpıcı değerlendirmelerden biri, iki liderin karakterlerine dair olanıydı.

Amerikalı bir yetkili,  Obama‘nın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘yla Beyaz Saray’daki görüşmesine dikkat çekiyordu. Beyaz Saray, Obama’nın Netanyahu’ya tepesinin atık olduğunu  gösterircesine tek kare resme bile izin vermemişti. Bu yetkili, “Başkan, cool takılmayı bıraktı, aynı  Erdoğan gibi duygusal yönünü gösterdi. Ermeni meselesinde de aynı şekilde hissediyor” dedi.  Olabilir. Duygular yanıltıcı olabilir. İnsana yanlış yaptırabilir.

Obama, aklın yolunu seçmez,  kalbine kulak verirse, ülkesinin çıkarlarına zarar verir. Irak ve Afganistan’da askerleri bulunan Amerika için Türkiye’nin coğrafyası bugün hayati önemde olmayı sürdürüyor. Bu sene için bu mesele kapanmıştır. Ve hatta, 2011‘deki seçimlerin sonrasına  ötelenmiştir bile diyebiliriz.

Başbakan Erdoğan, ABD ve  Ermenistan’ı Meclis’e bu protokolleri seçim öncesi getirdiği takdirde  siyaseten intihar etmiş olacağını söyleyerek ikna edebilir. Ama Obama, 2012’de, ikinci dönem  başkan seçilmeye çalışırken hâlâ bir gelişme sağlanmadıysa, Türkiye için riskler artabilir. Eğer Amerika o vakte Irak ve Afganistan’dan da çıkmış olursa Obama‘yı ne durdurur, bilinmez.

Diğer konuda, Erdoğan‘ın Türk  halkının kaderini Filistin’in ve Kudüs’ün kaderiyle bir tutmasının; İsrail’in nükleer gücüyle İran’ın  olası kapasitesini bir görmesininvaracağı nokta karışıktır. Zira Washington’da bölgenin daha büyük bir savaşın eşiğinde olduğu kaygısı ağır basmaya başlamıştır. O nedenle İran meselesinde, Amerika ve Türkiye’nin yaklaşımlarındaki farklılık belirleyicidir.

Kimi Amerikalı yetkililer, BM  Güvenlik Konseyi’nden İran’a yeni bir yaptırım paketi kararını İsrail’in bu ülkedeki nükleer tesislere olası bir askeri müdahalesini engellemek  amacıyla da istediklerini ifade  ediyorlar. Kimi Türk yetkililer de İran’a uygulanacak yaptırımlar karşısında Tahran’ın eli kolu  bağlı oturmayacağını; Hamas ve Hizbullah gibi uzantılarıyla İsrail’e saldırarak bölgede yeni bir  çatışma ortamı yaratabileceğini ve bundan kaygı duyduklarını dile getiriyorlar. Prensipte, Amerika  ve Türkiye, İran’ın, nükleer silah üretmesine karşı olsa da bu hedefe nasıl varılacağına dair derin bir ayrışma içindeler.

Amerikan Başkanı Obama dahil  kimsenin önümüzdeki günlerde bölgede yaşanacakları kestirebileceğini söylemek zor. Bir Amerikalı yetkili, “Çok ileriyi değil, hemen önümüzü görmeye odaklıyız” diyor. Konuştuğum yetkililer ise “Türkiye olmadan bu tasarı geçerse, Ankara’nın  ilişkilerimize verdiği önemi yeniden tanımlaması gerekecektir” diyorlar.

Türkiye’nin, böylesi bir kriz  yönetiminde oynayacağı rol elbette önemlidir. Türkiye, bölge için hayati  denge unsurudur. Ama ben, kader birliğimizi kendi sınırlarımızın içinde tutup; bölgede olası  bir savaş çıktığında da dışarda kalabilmeyi bilmek taraftarıyım. Böylesi bir vizyonun söylemi de o  nedenle daha sakin olmak zorundadır. Yoksa, nereye gidiyoruz?

Categories: HaberTürk