tdaloglu@yahoo.com

İsrail saplantısının faturası

http://haberturk.com/yazarlar/507445-israil-saplantisinin-faturasi

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, “köşeyazarları her istediğini yazamaz” diyeli çok olmadı. Eski bir tartışmayı bugün yeniden alevlendirme niyetim yok. Ancak, geçen hafta Erdoğan‘ın devlet yöneticilerinin açıklamalarına da aynı felsefeyle yaklaştığını gözlemlediğim için bu ifadelerini anımsadım.

Şöyle ki, Erdoğan, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman‘ın kendisini, Libya Lideri Muammer Kaddafi ve Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez‘ e benzetmesi ardından Bakan’ın, muhatabı olmadığını söyledi. Dışişleri konuşmayı kınadı. Ama Başbakan,Washington’a gelmeye, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton‘un mevkidaşı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası karar verebildi. Sonuçta, Erdoğan‘ ın, dolaylı-dolaysız bu mevkiyi muhatap aldığı ortada.

Erdoğan‘ın, kimi köşe yazarlarının işine son verilmesini düşündüğü gibi, İsrail’de de Lieberman dahil iktidarın topyekûn değişmesini arzuladığını düşünmek sanırım çok yanlış olmayacaktır. Ama Türkiye’nin İsrail ile diplomatik ilişkileri sürdüğü müddetçe tarafların karşılıklı birbirlerini muhatap almak dışında alternatifleri yoktur.

Bir de şu var: Erdoğan ve Chavez‘i -ilk kez- 8 Ocak 2009 günü Suriye’nin başkenti Şam’da İsrail’i protesto etmek için sokaklara dökülen onbinlerce Suriyeli ellerinde taşıdıkları dövizlerde aynı kefeye koymuştu. O vakit, Ankara alınganlık göstermemişti.

Benim vurgulamak istediğim şu: Erdoğan‘ın kimi köşe yazarlarına iktidarına rahatsızlık veriyor diye bakmasına benzer bir durum Washington’da da var. Amerikalı yetkililerden ve batılı diplomatlardan özel sohbetlerde Erdoğan‘ın İsrail odaklı eleştirilerinin bölge güvenliğini riske attığına dair bir kaygı işitiyorum.

Dış İlişkiler Konseyi’nden Steven Cook durumu, “Ankara’da dış politika yapıcılar Başbakan Erdoğan ne kadar çok doğruları konuşursa, İsrail de o kadar çok hizaya gelir diye düşünüyor olmalılar. Bu İsrail’i ne kadar yanlış okuduklarının göstergesidir. İsrailliler böyle bir baskı karşısında taviz vermezler” diye özetliyor.

Zaten İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘nun,Washington’da bugün başlayacak nükleer güvenlik zirvesine katılmaktan son anda vazgeçmesinin “ana nedeninin” Türkiye olmadığı da hızla anlaşıldı. Asıl mesele, Netanyahu‘nun Obama yönetiminin şekillendirdiği olası bir “barış planını” önüne sürmesinden duyduğu endişe.

Tabii Washington’a ve Amerika’da İsrail taraftarı tüm çevrelere verilen bir mesaj da var: Erdoğan‘ın güven duymadıkları ve barış görüşmelerinde muhatap almayacakları bir lider olduğunu söylüyorlar. Bölge, Erdoğan‘ın dili yüzünden, en hayati denge unsuru – Türkiye’yi- kaybetmek üzeredir.

Erdoğan‘ın, bugün zirvede, İsrail diye lafa başlamasının faturası artık belirmeye başladı. Etkin düşünce kuruluşu Carnegie uzmanlarından Henri Barkey, “Erdoğan kredibilitesini sıfırlamaz ama bayağı aşındıracaktır” diyor. Zira Obama, kolay bir iktidar dönemi geçirmiyor. İkinci dönem seçilmesine şüpheyle yaklaşılırken, büyük işler başarmak için cesaretle adım atmaya çalışıyor. Aynen bugünkü zirve gibi.

Erdoğan, İsrail’in nükleer bombası varsa niye İran’a karşı çıkılsın; böyle çifte standart olur mu diyor. İsrail gibi nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına taraf olmayan Hindistan ve Pakistan’a çıt çıkarmaması ise ayrıca dikkat çekiyor.

Yine Carnegie’den, nükleer konularda uzman George Perkovich, Erdoğan gibi liderler sayesinde İran’ın nükleer silahı üreteceğini savunuyor. Bu durumda Obama, Erdoğan‘a ne der sizce?…

Categories: HaberTürk