İran’la devam mı?
http://haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=8165
EĞER Amerika’nın Ortadoğu coğrafyasındaki etkinliği zayıflıyorsa, İran’ın da kendini giderek bölgesinde bir güç odağı olarak görmesi kaçınılmaz olabilir. Hal böyle ise Tahran, bugün, İsrail saldıracak diye korkup nükleer programından vazgeçmez. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, geçen hafta, İsrail İran’ın nükleer tesislerine saldırırsa “Siyonist rejimin sonsuza dek ortadan kaldırılması gerektiğini” söyledi. İsrail’e karşı bölgedeki yoğun nefrete baktığınızda Ahmedinejad’ın verdiği gaza kapılacak milyonlar olduğunu görmek zor değil. Yani, ortaya çıkan tabloda, ya İran’ın nükleer bir güç olmasına izin verilecek ya da savaş çıkacak gibi duruyor. Sahi, öyle mi?
Washington, bu yaklaşıma baştan karşı. Amerika, bölgedeki nüfuzunun eridiği yönündeki algılayışı abartılı buluyor. Öyle ki, Hillary Clinton başta olmak üzere Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın dört “top” diplomatı bu hafta, İran’a karşı -bölgede- tam saha diplomatik atağa çıkıyor: Katar, Suudi Arabistan, Lübnan, Mısır, İsrail, Ürdün, Suriye, Türkiye ve Azerbaycan’da temaslarda bulunacaklar. Amerika, BM Güvenlik Konseyi’nden İran’a karşı yeni bir yaptırım kararı çıkartma konusunda kararlı.
Kanımca, Clinton’ın, Suudi Arabistan Kralı Abdullah’la yapacağı görüşme, bu bağlamda kritik olacaktır. Zira, Washington, Çin’in bu yaptırım tasarısına “enerji kaynaklarının güvensizliği” nedeniyle de destek vermekten çekindiğini düşünmekte. Kral Abdullah’ın, Çin’in bu kaygılarını gidermesi umuluyor. Amerika, Suudi Arabistan’dan istediğini alırsa, bölgede etkinliğinin zayıfladığından emin olabilir misiniz?
İran’ın atom bombasını ne zaman yapabileceği ise tam bir muamma. İran, yüzde 20 uranyum zenginleştirme işlemine başladığını duyurdu. Amerikan Genelkurmay Başkanı Mike Mullen, İran’ın bu bombayı üretmek için “stratejik niyeti” var derken, Askeri İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Ronald Burgess, “İran’ın henüz bu bombayı üretmek için nihai kararını verdiğini gösterir kanıt yok” dedi. Yani İran’ın gittiği farzedilen yoldan döndürülmesi için daha vakit var, öyle değil mi?
İran ve İsrail’den gelen açıklamalarda ateş yükselirken, İsrail Hava Kuvvetleri eski komutanı Dan Halutz, İran’ın nükleer tesislerini vurabilecek askeri güçlerinin abartıldığını söyledi. Halutz, İran rejimine, “muhalefeti bertaraf edebilmek için bizi bahane edemeyeceksiniz” mi dedi; yahut Amerika’ya “top sende” diye pas mı attı; veyahut İran’a karşı İsrail’in caydırıcı askeri gücünü yitirdiğini mi itiraf etti -bilmiyorum. Ama New York Times, “İran atom bombasını yaparsa hiç de fena olmaz; Ortadoğu barışını sağlamak için soğuk savaş Avrupası gibi yeni bölgesel bir dinamik yaratır” dedi. Gerçekten mümkün olabilir mi?
Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin ise nükleer silaha sahip olabilecek bir İran’ı dahi kendine tehdit görmediği kanaatindeyim. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yarın Tahran’a gittiğinde tarafsız olmayacak; arabulucu olamayacak. Çünkü Türkiye: 1- İran’ın programının barışçıl olduğunu söyledi; 2 – Olmasa bile İsrail’dekilerine niye laf yok, Gazze’de yaşananlar bundan bağımsız düşünülemez dedi.
Özetle diyorum ki, Türk kimliği bugün bölgede İsrail’in algılanışına göre değişime uyarlanmıştır. Bu, ülkenin ulusal güvenlik algılayışına da doğrudan yansımaktadır. Dolayısıyla Türkiye, bu meselede tarafını seçmiştir; o da İran’dan yanadır. Komşularımızla “sıfır problem” diyerek yapılanan bu yeni dış politika başka bir sonuç doğurmaz. Ama bunun doğru yol olduğundan cidden emin miyiz?
Categories: HaberTürk