tdaloglu@yahoo.com

İllüzyonlar ışığında

http://haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=7970

BİR gün, bir grup maymun, ağaçların üzerinde oynarlarken -biri- aşağılarında akan derenin üzerinde Ay’ın yansımasını görüyor. Ay, dereye düştü sanıp panikliyor. Arkadaşlarını çağırıyor. Hepsi, el-ele, kuyruk-kuyruğa uzunca bir zincir oluşturup, düştü dedikleri Ay’ı kurtarmaya koyuluyorlar. Tam birinin eli Ay’ı tutacak kadar yaklaşmışken, suya değen parmakları Ay’ı alıp, götürüveriyor. Maymunlar ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, birinin gözleri gökyüzüne kayıyor. Bir bakıyor ki Ay hiç düşmemiş. Derenin üzerinde gördükleri, illüzyondan ibaretmiş.


Washington’un meşhur Sackler Galerisi’ne geçen hafta özel bir davet için gittiğimde, ağaçtan yapılmış bu maymunların, giriş katının merdiven boşluğundan üç kat aşağıdaki sergi salonlarına açılan antredeki küçük havuza uzanan hikâyelerini, merdiven basamaklarını bir bir indikçe, yine keyifle seyrettim. Ve bu hikâye -bana- Ortadoğu barış sürecinden, Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkilerine varıncaya kadar dış politika gündeminin bir dizi maddesini de düşündürttü.


Mesela, Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, Suriye ve İsrail arasında son dolaylı görüşmelere arabuluculuk yapmasıyla bu iki ülkeye barış getiren lider olarak anılacağına inandı. İsrail’in Gazze operasyonu başlayınca Erdoğan, Suriye’den önce bu görüşmeleri bitirme kararını verdi. Başbakan, geçen yıl, İsrail’e karşı “taraflı” açıklamalarıyla bölgede popülaritesini artırdı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, geçen hafta, Suriye ile görüşmeleri “tarafsız” bir arabulucunun yardımıyla başlatmaya hazırız açıklamasını ise Ankara -bir şekilde- kendi üstüne almak istedi. Halbuki AKP yönetimi kendini giderek Arap ülkelerinin yanında, İsrail’in karşısında gibi gösterirken, Netanyahu’nun, Erdoğan’ı “tarafsız” olarak kabul etmesini beklemek tam bir illüzyon örneği olur diye düşünüyorum! Ve bence, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da Erdoğan’ı “tarafsız” değil, kendi yanında hissediyordur.


Bir de şu var: Türkiye’de seçim takvimi konuşulmaya başlamışken, Netanyahu’nun, ya Erdoğan seçimi kaybederse diye gaza gelip, Suriye ile barış görüşmelerine yoğunlaşması için bir neden yok. Gerçi Washington’da, İsrail ve Suriye’den geçen hafta gelen ateşli açıklamaların perde arkasında “gizli bir trafiğin” döndüğü; ve birilerinin de olumlu yönde atılabilecek adımları engellemek için ortamı gerdiği ileri sürülüyor. Washington kulislerinde kulağıma gelen en ilginç fısıltı ise Amerika’daki Yahudi lobisi temsilcilerinden, Suriyeli üst düzey yetkililerle doğrudan görüşme yapanların olduğu. Şam ve Tahran’ın arasını açmak için rekabet yoğun anlayacağınız!


Bir diğer konu da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararını “iyi niyetli bulmadığını” söylemesi. Hayli yadırgadım. Zira, Ermenistan’ın “soykırım” iddiaları üzerinde hissiyatının nerede olduğu; anayasasının bu konuda ne dediği bilinen bir gerçek. Türkiye, diplomatların “yapıcı muğlaklık” dedikleri prensip içinde bu soykırım iddialarından sıyrılabileceğine inandıysa -bence- iddiayı hafife almış. Azerbaycan’la aramız gereksiz yere limonileşmiş.
Bunu demekle birlikte, Türkiye, Amerika için jeostratejik önemi giderek artan bir ülke konumundadır. O nedenle, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komite Başkanı Howard Berman, malum tasarıyı her ne kadar gündeme aldıysa da -bu tasarı- bu yıl, Kongre’den geç(e)mez. Türkiye’nin yeri ayrı, yönetenlerin becerisi ayrı bir mevzudur. İçiniz rahat olsun…

Categories: HaberTürk