tdaloglu@yahoo.com

Türkiye, İran söz konusu olunca, Rusya ve Çin’den bile daha yumuşak konuşuyor

Başbakan Tayip Erdoğan’ın, Başkan Barack Obama ile Beyaz Saray’da 7 Aralık’ta yapacağı görüşmeyi merakla beklerken Washington’un nabzını tutmaya devam ediyoruz. Bu başkentte, Türkiye’den İran konusunda gelen açıklamaların kaygı yarattığı görüşü hakim olduğu için de Greg Schulte’un kapısını çaldık. Geçtiğimiz haziran ayına kadar Amerika’nın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nda ki büyükelçisi olan Schulte ile İran meselesi üzerine konuştuk. Schulte, Temmuz 2005’de Viyana’ya gidinceye kadar dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Condoleezza Rice’ın sağ koluydu. Schulte, Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde de NATO’nun Kosova ve Bosna’daki etnik temizliğe son vermesini sağlayan askeri hava harekatının diplomasi kısmını yürütmüştü. Büyükelçi Schulte, Dayton Barış Antlaşmasına tarafların riayet etmesi için denetimleri de üstlenmişti. Pentagon’da, yirmi yılı aşkın bir süre nükleer meselelerle ilgili önemli görevler edinmiş olan Schulte, Amerikan başkanlarının nükleer inisiyatiflerinden tutun da nükleer silahlarla ilgili anlaşmalara kadar pek çok gelişmenin altında imzası olan saygın bir bürokrat. Schulte’la, ders verdiği Ulusal Savunma Üniversitesi’nde yaptığımız sohbetimizden öne çıkan satır başları şöyle:

Gündemde İran olacaktır

Eminim Başkan Obama, Başbakan Erdoğan ile Oval Ofis’de bir araya geldiğinde İran’ın nükleer programı görüşmenin önemli bir parçası olacaktır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK)’nda büyükelçi olduğum dönemde bir kaç defa Ankara’ya gitme imkanım olmuştu. Yaptığım görüşmelerden ve verdiğimiz brifinglerden edindiğim izlenim, Türk yetkililerin de İran’ın nükleer programından endişe duyduğu idi. Her iki ülke de İran’ın nükleer silah sahibi olmasına karşı. Çıkarlarımız, ortak. Bu, barışcıl enerji amacıyla yürütülen nükleer bir program değil. Natanz’da ki uranyum zenginleştirme tesisi sivil açıdan hiçbir şey ifade etmiyor. Uranyumu, nükleer güç için zenginleştirdiklerini söylüyorlar. Ama İran’ın – hiç – nükleer reaktörü yok. Yenilerde ikinci bir tesis de tesbit ettiler. Kum’da. Bir dağın içinde inşa edilmiş gizli bir tesis. Bu tesis de düşük ölçekte zenginleştirilmiş uranyumu üretmek için yeterli büyüklükte değil. Ama nükleer silah için kullanılan yüksek ölçekte zenginleştirilmiş uranyumu üretmek için doğru oranda. Türk hükümetinin sınırlarında “sıfır problem” görmek istediğini biliyorum ama asıl büyük sorun sınırlarınızda nükleer silah üretme konusunda ısrarlı bir komşunuzun var olmasıdır.

Çin’den bile daha yumuşak söyleminiz var

Öncelikle, UAEK’ndaki büyükelçinizle yakından çalışma fırsatım olduğunu söylemeliyim. Samimi konuşmak gerekirse, Türkiye’nin İran’la ilgili daha güçlü mesajlar vermesini beklerdim. Katıldığım son kurul toplantısında oradaki temsilcinize Türkiye’nin açıklamasının Çin’den bile daha zayıf kaldığını söylediğimi biliyorum. Hem de ABD’nin, AB üyesi ülkelerin ve bölgedeki diğer bir dizi ülkenin İran’ın nükleer programı ile ilgili endişelerini kesin ifadelerle dile getirdikleri bir dönemde. Türkiye’nin arabulucu olarak kendine bir rol edinmek istediğinin bilincindeyim. Ama İran’ın, diğer ülkelerle birlikte Türkiye’den de nükleer programı ile ilgili kaygıları paylaştığını duymasında büyük fayda olduğu kanaatindeyim. Türkiye, İran’ı daha net ifadelerle UAEK ile işbirliğine çağırmalı. İran’ı, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymaya ve uluslararası camiada kendine güven inşa etmek üzere çalışmaya çağırmalıdır.

Türkiye, kendini uygun biçimde ifade etmiyor

Türkiye’nin de ABD, AB, Rusya ve Çin gibi İran’ın müzakereleri ciddiye almasını arzuladığından kuşku duymuyorum. Türkiye de aynı bizim gibi İran’ın uranyum zenginleştirme girişimlerine bir son vermesini diliyor. Türkiye ile bu mevzuda hiç bir sorunumuz yok. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ile ilgili doğrudan bir şey söylemem doğru olmaz. Ama Türkiye bazen kendini uygun biçimde ifade etmiyor.

Rus meslekdaşım İran’ın UAEK ile birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Gayet net ifadeler kullandı. Çinli meslekdaşım – Rusya’nın ki kadar açık bir ifade kullanmadı – ama üstü kapalı olarak yaptığı açıklamada İran’ın BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uyma mecburiyeti olduğunu söyledi. Ve Türkiye’nin burada oynadığı role ve bölgedeki konumuna bakarak söyleyebilirim ki Türk hükümetinden de böylesi kesin bir ifadeyi duymamız önemlidir.

Bunun, nükleer güçle; doğu – batı karşıtlığı ile; Hiristiyanlarla Müslümanların olmayan çekişmeleri ile; veya İsrail’in Arap dünyası ile sorunları ile zerre kadar alakası yok. Buradaki tek mesele İran’daki yönetim kadrosunun nükleer silah üretme niyetinde olduklarını gösterir tavırlarından vazgeçmemeleridir. İran’ın nükleer silaha kavuştuğu anda Türkiye’ye, bölgeye, dünyaya tehdit oluşturmasıyla alakası var. O yüzden hükümetlerimizin bu meselede el ele verip, birlikte çalışmasının çok önemli olduğu kanaatini taşıyorum. Bunun için de Türkiye’nin diplomatik girişimlerini yeri geldiğinde siyasi baskıyla ve ekonomik yaptırımlarla desteklemesi gerektiği düşüncesindeyim.

Türkiye’de nükleer silah var

Türkiye, nükleer silaha sahip bir ittifakın parçası. İsrail’de nükleer silahın var olduğunu resmen bilmiyoruz ama Pakistan, Hindistan ve Rusya nükleer silaha sahip güçler. Başkan Obama nükleer silahtan arınmış bir dünya inşa etmek istediğini söyledi. Türk Başbakanı ile aynı görüşü paylaşıyoruz. Ama nükleer silahtan arınmış bir dünya için önce gerekli koşulları yaratmamız gerekiyor. İran’ın nükleer silah elde ettiğini varsayacak olursanız, İsrail’in nükleer gücünden vazgeçmesini unutun. Bugün sorunumuz İsrail değil, İran. Başetmek zorunda olduğumuz mesele tamamen İran’la ilgili. Çünkü İran’ın nükleer silaha sahip olması bölgede nükleer silah yarışını tetikleyebilir. O yüzden İsrail’in nükleer silahlarını imha etmesini istiyoruz demek gerekiyorsa, diyelim. Ama bu bugünün gerçeğini saptırmak olacaktır. Bugün BM Güvenlik Konseyi kararını ihlalinde eden de İran’dır, nükleer silaha sahip olduğunda bölgede nükleer silahlanma yarışını başlatacak olan da İran’dır.

Türkiye’nin sertleşmesi gerekiyor

UAEK’nun Başkanı Muhammed El Baradei’ın, Türkiye’nin, İran’ın düşük zenginleştirilmiş uranyumunu depolaması için yaptığı teklife destek çıktık. Çünkü bizim nükleer enerjiye karşı olmadığımızın da net olarak anlaşılmasını istiyoruz.

İran Dışişleri Bakanı Mottaki ise bu teklife mesafeli yaklaşıyor. Ruhani lider Batı’ya açılmaya veya Batı’yla bir anlaşma yapmaya hazır değil. İkincisi, İran’ın liderleri nükleer silah programından vazgeçme arzusunda hiç değiller. Ben de diyorum ki İran’a uluslararası baskı koymanın vakti gelmedi mi? Siyasi baskı veya ekonomik yaptırımlar koyarak İran’ın liderlerini bu yolda gitmekten vazgeçiremez miyiz?

Ekonomik yaptırımlar savaştan daha iyidir

Türkiye, İran’ı gidişinden vazgeçirmeye çalışıyor. İran’ın da şimdilik uzlaşıya yanaşmadığını görüyoruz. O halde, şimdi ne yapmamız gerekir? İkimiz de İran’ın nükleer silah elde etmesini istemiyoruz; ikimiz de yeni bir askeri harekat dilemiyoruz. İsrail ise belli bir noktada – kendi ülkesinin çıkarlarını göz önüne alarak – kendi başının çaresine bakmaya kalkabilir. Buna nasıl mani olabiliriz? Ben, ekonomik yaptırımların savaştan daha iyi olduğu kanaatindeyim. İran’ın bu müzakerelerde yol kat etmediği müddetçe karşılığında bedel ödeyeceğini anlaması gerekiyor.

Türkiye, orta yolu bulayım derken kendini daha güvenli kılmayacaktır.

Başkan Obama, İran’ı nükleer silaha sahip bir güç olarak görmek istemediğimizi açıkca söyledi. Ve bunu gerçekleştirebilmek için iyi ortaklara ihtiyacımız var. Türkiye bu meselede böylesine önemli ortaklarımızdan biri. Bu, Türkiye’nin, bölgede değiştiği ileri sürülen güç dengelerine karşı kendi pozisyonunu nasıl aldığı ile ilgili değil. Bu, tamamen, bölgede nükleer bir silah yarışı görmek isteyip-istemediğimizle alakalı bir durum. Bu bölgenin giderek daha tehlikeli bir hal alması taraftarı olup-olmadığımızla ilgili bir konu. Türk insanının kendine – gerçekten – nükleer silaha sahip bir İran’ı görmek isteyip-istemediğini sorması lazım. Eğer ben Ankara veya İstanbul’da yaşıyor olsaydım, istemezdim. İran’ın nükleer silah başlıklarının bana yöneleceğinden değil. Ama İran’ın bölgede daha agresif bir tutum takınacağından ve diğerlerini de silah yarışına teşvik edeceğinden. O yüzden birlikte çalışmak zorundayız. Türkiye, orta yolu bulayım derken kendini daha güvenli kılmayacaktır.

Categories: Washington Notları