tdaloglu@yahoo.com

Seçim, Türk halkının

http://haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=5385

BUNDAN iki yıl önce Washington, sokaklara dökülüp memleketin batılı, laik değerlerinin tehdit altında olduğundan endişeli milyonlarca insanımızı kale bile almamıştı. Dönemin Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, “Türk hükümeti, Türkiye’yi Avrupa’ya doğru batılılaştırma hedefine bağlıdır. İslami kökten gelmiş olmasına rağmen, hükümetin politikasında sapma yoktur” demişti.
Bugün durum ne kadar farklı. Washington kulislerinde adeta o günlerde sokaklara dökülen insanımızın içine düşen şüphenin sesini duyuyorsunuz. AKP yönetimini geçmişte neredeyse eleştirisiz kucaklayan Amerikan medyası, bu dönemde, Türkiye’nin batıdan uzaklaştığı yönündeki haberlerle dolu. Bu değişikliğin gözüken en çarpıcı nedeni de Başbakan Erdoğan’ın Tahran gezisine duyulan tepki.


Konuştuğum üst düzey bir yetkili, Türkiye’nin zor bir coğrafyada yaşadığını ve bu mazeretle komşularla ilişkilerini iyi tutma niyetinde olduğunu duymaktan sıkıldıklarını söyledi. Belli ki cidden rahatsızlar ama Türkiye’nin, İran rejimi ile ideolojik bir işbirliği içinde olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiyorlar.


Türkiye’nin giderek bölgesinde batıyla paralel düşmeyen politikalar izlediğinden yakınıyorlar. Ankara’nın son dönemlerde Suriye ve İran’la olan yakınlaşmasında ölçünün kaçırıldığı kanaati hâkim.


Obama yönetimi, Tahran ve Şam’la ilişki kurma taraftarı. Mesela, Lübnan eski başbakanlarından Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesinden beri boş bulunan Şam büyükelçiliğine atama yapılacağı duyuruldu. Şam’a, Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililer gitti. Ama Obama’nın, haziran ayında yapılan seçimlere rağmen Lübnan’da hükümetin hâlâ kurulamamasına tepkili olduğunu ve bu nedenle de Şam’a büyükelçi atamasını hâlâ yapmadığını öğreniyorum. Türkiye ise Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yaptı.


Erdoğan’ın, İran’ın nükleer silah programının “dedikodudan” ibaret olduğunu söylemesine ise hayret etmiş haldeler. Elçilikteki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda rastladığım bir yetkili, “Bu kadarı çok fazla. Bu kadar ileri gideceğini beklemiyorduk” diyordu.


Özetle, Washington kulislerinde AKP yönetime geldiğinden beri ilk kez Erdoğan’ın ne yapmaya çalıştığına ilişkin böylesine yoğun bir fısıltı trafiği var. Bazı yetkililerden Türkiye ile yollarının zaten bir süredir ayrıldığı kanaatinde olduklarını dinliyorum. Üstelik bu AKP yönetimiyle sınırlı bir ayrışma değil.


Türkiye’nin, Amerika’yı bölgeyi karıştıran ve sonra da çekip giden bir ülke olarak gördüğü kanaatindeler. Bu bağlamda Washington’un, İran’da Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ardından gelişen olaylar sonucu bu ülkeyle ilişkilerini kesip, çekip gitmesi akla geliyor. Veya Birinci Körfez Savaşı ardından Şii ve Kürt grupları ayaklandırıp, sonra da yüz üstü bırakması. Bugün de Obama, Afganistan ve Irak’tan çekip gidecek ve Türkiye ABD’nin arkada bırakacağı istikrarsızlıkla uğraşacak gibi bir kaygı var.


Doğrusu, böyle bir perspektiften bakıldığında, benim konuştuğum Amerikalı yetkililerin çoğunun, kendi içine düştükleri duruma daha kızgın olduklarını anlıyorum. Gene de Başbakan’ın “dilini” artık sorun olarak görüyorlar. “Ne zaman susması gerektiğini bilmiyor” diyorlar. Dahası, Türk halkı, batı ile doğu arasındaki dengenin ayarını bilmez, öbür tarafa meylederse, bizim de fazla yapabileceğimiz bir şey yok diye ekliyorlar.

Categories: HaberTürk