tdaloglu@yahoo.com

Namık Tan, işin tadı daha kaçmadan dönsün artık!

http://haberturk.com/yazarlar/501029-namik-tan-isin-tadi-daha-kacmadan-donsun-artik

SANKİ Erdoğan ile Obama arasında kısa süreli bir yaz aşkı yaşandı ve bitti. Türk-Amerikan ilişkileri adeta -1 Mart’tan beter- yeni bir kriz havasında. Ankara, Washington’daki büyükelçisini belki de ikili ilişkilerin tarihinde ilk kez bu kadar uzun süreli çekme kararlılığında. Geçen hafta beni arayan AKP’li bir milletvekilinden öğrendiğime göre Namık Tan‘ın, 24 Nisan’a kadar Washington’a gelmesine izin yokmuş. Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın, 12-14 Nisan tarihlerinde “Nükleer Güvenlik Zirvesi”ne katılımı için ise kesin karar henüz verilmemiş. Telefonda da dediğim gibi, Tan’a işbaşı yapmaya vize yoksa, Başbakan’ın da Amerikan başkentine gelmesi doğru olmaz. Burada, Başbakan, “istediği teminatları aldı ki geldi” derler; kimseye Büyükelçi’nin niye hâlâ gelemediğini anlatamazsınız.
Ama aksi bir restleşmedir tutturuldu gidiyor. Başbakan, Tan‘ı göndermek için “somut gelişme olması” gerekir derken burası “takdir sizin” diyor. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan‘ı cuma günü telefonla arayarak nisandaki zirveye çağırdı. Sarkisyan‘a daha önce böyle bir davet yapılmamıştı. Aynı gün konuştuğum üst düzey Amerikalı bir yetkili de -adının kullanılmaması kaydıyla- “Clinton, tasarıya karşı olduğumuzu çok net söyledi. Bu, Kongre’ye, Başkan’ın, 24 Nisan’da ‘soykırım’ demeyeceği mesajını verir” diye konuştu. Tabii, bu kadar kati bir durum varsa “isimlerini de kullanmamıza izin vermeliydiler” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Obama yönetimi, muğlak kalmayı tercih ediyor. Ankara ne yapacağını bilmez davrandıkça, burası da mesafeli ve sakin götürüyor işi.
Eric Edelman‘la geçen hafta sohbet ederken bu farklılıklar üzerinde durduk. Zira, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nden benzer bir tasarı 10 Ekim 2007’de de geçmişti. Ankara, büyükelçisi Nabi Şensoy’u -aynı bugün olduğu gibi- istişareler için hemen geri çağırmıştı. O zaman Pentagon’un üçüncü ismi olan Edelman tasarının geçmesinden dört gün sonra Ankara’da Dışişlerinde ve Genelkurmay’da temaslarda bulunmuştu. Erdoğan da 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da, Bush‘la görüşmesi ardından, “aktif istihbarat” paylaşımı dahil terör örgütü PKK’ya karşı kapsamlı bir işbirliğinde anlaştıklarını açıklamıştı. Türkiye, ciddi bir kazanımla kapatmıştı o sayfayı. Bugün ise Obama, Türkiye’nin, Ermenistan’la imzaladığı protokolleri resmen onaylamasını istiyor.
Türkiye, kendine güveni artan bir ülke olduğunu en çok iddia ettiği dönemde -malum tasarılara karşı siyasi mücadele taktiğini- yanlış kurgulamış durumda. AKP Milletvekili’nin de teslim ettiği gibi Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecini ilgilendiren protokoller ilgili parlamentolardan geçsin-geçmesin, bu tasarılar Kongre gündemine gelir. Bunların takipçilerini, Türkiye’de artık bakkaldan taksiciye herkes biliyor. Buna deli olmak yerine; gerçeği kabul etmek lazım. Bu tasarıların yaklaşık bir asırdır emeline ulaşamadığını da unutmadan.
Bu yıl komiteden geçen tasarının genel kurul gündemine alınma ihtimalini gören yoktu. Türkiye, “vay, nasıl geçirirsiniz böyle bir tasarıyı komiteden” diye meydan okuyacağına; Kongre kubbesi altında Türkiye’nin kaybedilmemesi gereken bir müttefik olduğunu söyleyen ve sayıları giderek artan vekillere teşekkür edebilmesini bilseydi, bugün işimizi daha sağlama bağlamış olurduk kanaatindeyim. Onların sayesinde, Kongre’den bu tasarı bu yıl da geçmez. Edelman‘ın da dediği gibi Tan‘ı Washington’da görmek daha hayırlı olacaktır. Başbakan’ı da…

Categories: HaberTürk