YENI BASLIKLAR
May 24, 2010
İran, Şubat 2003’de Natanz’daki tesislerinde uranyum zenginleştirmeye başladığını açıkladığından beri durdurulmaya çalışılıyor. Mevcut statüko içerisinde bunu henüz başarabilen yok. Ne Türkiye ve Brezilya’nın bağladıkları anlaşma bunu sağlıyor. Ne de Amerika’nın başını çektiği yaptırımcılar. Ama İran, uluslararası anlaşmalara olan taahütlerini yerine getirsin diye çabalayan tarafların arasını fena açmışa benziyor. Bu durumda, Ahmedinecad’a “helal olsun!” demek gerekiyor. Yalanı yanlışı yok, çoğumuzun tipten faullü bulduğu İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad, şu aralar dünyayı parmağında döndürüyor. Da son gülenin İran olacağını söyleyip, sonra da altında kalmak istemem. O yüzden, olana bakalım diyorum.
DEVAMI »
May 17, 2010
Washington’da, Türk siyaseti ile ilgili sohbetler uzun zamandır AKP’nin alternatifi olmadığında düğümlenir. Bu argümanı kim yapsa, Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu hatırlatmak zorunda hissederim kendimi. Zira, demokrasilerde mutlaka alternatif vardır. Teknik olarak da muhalefete oy veren kitle, Türkiye’nin alternatifsiz olmadığını kanıtlamaktadır. Ama iktidara talip ciddi bir muhalefetin noksanlığı da inkar edilemez. Bu da Türk demokrasisinin en büyük zaafıdır.
DEVAMI »
May 10, 2010
PAKİSTAN kökenli Amerikan vatandaşı Faysal Şahzad geçen hafta New York’un meşhur Times Meydanı’nı bombalamaya kalkışınca, Senatör Joe Lieberman uluslararası terör örgütleriyle ilişiği olan Amerikalıların vatandaşlıktan çıkarılmasını öngören bir yasa değişikliği teklifi yaptı.
DEVAMI »
May 3, 2010
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan‘ın dile getirdiği gibi Türkiye’nin Amerikanvari bir başkanlık sistemine geçiş yapacağına ihtimal dahi veremiyorum. Ancak Erdoğan‘ın, Amerikan sistemine yanlış nedenlerle sevdalı olabileceği kanaatindeyim. Başbakan’ın, geçtiğimiz cuma günü ulusa sesleniş konuşmasında tekrarladığı gibi Anayasa değişiklik paketinin Meclis’ten onaylanmadığı takdirde referanduma gideceği ve bu seçeneğe itirazı olanları da “milletle iletişimi kesmiş olanlar” diyerek tanımlaması üzerinden karşılaştırmaya başlayalım.
DEVAMI »
Nis 26, 2010
SEÇİM kampanyasını sürdürdüğü günlerde Barack Obama, “Amerika, Ermeni Soykırımı hakkında gerçeği konuşacak bir lideri hak ediyor. Ben, o Başkan olmaya niyetliyim” demişti. Beyaz Saray’ın 1915 olaylarına ilişkin yayınladığı geleneksel mesajında ise Obama, Amerikan Başkanı olarak bu kez de soykırım demedi. Ama yazılı açıklamasında, “tarihin bu bölümüne dair görüşüm değişmedi” demekten de geri kalmadı.
DEVAMI »
Nis 19, 2010
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan‘ın geçen hafta Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak üzere Washington’a yaptığı ziyaret bir kez daha gösterdi ki Türkiye ve Amerika bu görüşmelerde ele aldıkları iki temel konuda da anlaşamıyor. Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ile İran’ın nükleer silah programına nasıl mani olunacağı meselelerinden bahsediyorum. Ancak görüşmeler sonrasında aklımda kalan belki en çarpıcı değerlendirmelerden biri, iki liderin karakterlerine dair olanıydı.
DEVAMI »
Nis 12, 2010
Şöyle ki, Erdoğan, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman‘ın kendisini, Libya Lideri Muammer Kaddafi ve Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez‘ e benzetmesi ardından Bakan’ın, muhatabı olmadığını söyledi. Dışişleri konuşmayı kınadı. Ama Başbakan,Washington’a gelmeye, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton‘un mevkidaşı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası karar verebildi. Sonuçta, Erdoğan‘ ın, dolaylı-dolaysız bu mevkiyi muhatap aldığı ortada.
DEVAMI »
Mar 29, 2010
ROBERT Kaiser,Washington Post’un kıdemli editörlerinden. Kaiser’la, geçen gün telefonda sohbet ederken, “bizim meslekte, her konu hakkında anında bir görüşünün olması; bir tarafı seçmen bekleniyor,” diye dertleşiyorduk. Kaiser, “Mesela Obama’nın dış politikası, başarılı veya değil - tak - cevabının olması lazım,” diyordu. Halbuki Amerikan Başkanı Barack Obama’nın ikinci yılında dahi dış politikasında nasıl bir ivme kazandığına öyle şipşak karar vermek mümkün değil. Ama başkanlığa geldiği günlerde kendine hedef olarak belirlediği konulardan ikisinde geçtiğimiz hafta ardı ardına istediğini kopartmasından da etkilenmemek söz konusu değil.
DEVAMI »
Mar 22, 2010
TÜRKİYE’nin, Amerika ile ilişkilerinde kriz var. AKP iktidarı bu krizin yönetiminin kontrolünü kaybetmediyse dahi, bu yaşanan süreci kontrol edebildiğini söylemek söz konusu değil. Zira Amerikan Kongre’sinden geçme ihtimali bu yıl için söz konusu dahi olmayan bir tasarının Temsilciler Meclisi dış ilişkiler komitesinde onaylanmasına karşın verilen ölçüsüz bir tepkiyle karşı karşıyayız.
DEVAMI »
Mar 15, 2010
SANKİ Erdoğan ile Obama arasında kısa süreli bir yaz aşkı yaşandı ve bitti. Türk-Amerikan ilişkileri adeta -1 Mart’tan beter- yeni bir kriz havasında. Ankara, Washington’daki büyükelçisini belki de ikili ilişkilerin tarihinde ilk kez bu kadar uzun süreli çekme kararlılığında. Geçen hafta beni arayan AKP’li bir milletvekilinden öğrendiğime göre Namık Tan’ın, 24 Nisan’a kadar Washington’a gelmesine izin yokmuş. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, 12-14 Nisan tarihlerinde “Nükleer Güvenlik Zirvesi”ne katılımı için ise kesin karar henüz verilmemiş. Telefonda da dediğim gibi, Tan’a işbaşı yapmaya vize yoksa, Başbakan’ın da Amerikan başkentine gelmesi doğru olmaz. Burada, Başbakan, “istediği teminatları aldı ki geldi” derler; kimseye Büyükelçi’nin niye hâlâ gelemediğini anlatamazsınız.
DEVAMI »
« ESKI YAZILAR